Deprecated: Array and string offset access syntax with curly braces is deprecated in /usr/www/users/berlinvkn/sites/all/themes/berlinturk/template.php on line 260
Karartı Sarsıntı ve Felsefe II | berlinTÜRK
Ana Sayfa

berlinturkbanner

berlinturkbanner

SEMİR BOLAT

SEMİR BOLAT  |  BERLIN

YAZARIN TÜM YAZILARI

Karartı Sarsıntı ve Felsefe II

Madem günümüzün karmaşası ve gelişimin hızı bu kadar engellerin huzursuzluğunu artırarak devam ediyor. O zaman bilim sanat ve teknolojinin sosyal yaşamda felsefenin bir arada bakışına ihtiyaç duyacaktır. Bende bunun ihtiyacını duyan ve bu konuda yazan ve düşünen biri olarak bunları köşemde ele almaya ve tartışmaya sunuyorum.

1. Mitoloji ve "Kendi Tanrısını Yaratan İnsan"

Kitaplarımda, antik mitolojiyi modern insanın psikolojik arketipleri olarak kullanır. Karartı romanında, karakterin kendi iç dünyasında yarattığı o "yargılayıcı güç", aslında bir nevi kendi yarattığı tanrıdır.

İnsanın Tanrılaşma Arzusu: Bana göre insan, kendi korkularından ve çaresizliğinden kaçmak için kurallar, tabular ve "kader" gibi kavramlar (tanrılar) yaratır.

Diyalektik Bağ: Karakterleri, kendi yarattıkları bu putları (geçmişin yükleri, toplumsal baskılar) önce kutsar, sonra onlardan korkar ve en sonunda Sarsıntı ile onları yıkmaya çalışır. Bu, tam bir diyalektik süreçtir: Tez (İnanç/Kurgu), Antitez (Şüphe/Yıkım) ve Sentez (Özgürleşen Birey).

2. İzafiyet, Hawking ve Karadelikler: Edebi Bir Metafor

Benim metinlerimde "zaman" kavramı mutlak değildir; tam olarak Einstein’ın İzafiyet Teorisi'ndeki gibidir. Karakterin acısı arttıkça zaman genişler (yavaşlar), mutluluk anlarında ise bükülüp yok olur.

Ruhsal Karadelikler: Benim Kitaplarımda, Hawking’in karadelik teorisini insan ruhuna uyarlarım. Bazı anılar veya travmalar, metinde birer "olay ufku" (event horizon) gibi çalışır. Karakter bu anıya yaklaştığı an, artık oradan kaçış yoktur; ışık (umut) bile o karanlığın içinde emilir.

Uzay Çağı ve Yalnızlık: Stephen Hawking'in evrenin genişlemesi ve insanın bu devasa boşluktaki önemsizliği üzerine kurduğu vizyon, kitaplarımın karakterlerindeki "kozmik yalnızlığı" besler. Dünya artık güvenli bir ev değil, boşlukta savrulan bir toz zerresidir.

3. Evrensel Durumun Diyalektik Yapısı

Benim düşüncemde her şey zıttıyla var olur. Işık ancak karartı ile huzur ancak sarsıntı ile anlam kazanır.

Kavram Bilimsel/Felsefi Karşılığı Yansıması

Diyalektik    Hegel/Marx (Çatışma ve Gelişim) Karakterin içsel çatışması sonucu dönüşümüdür.

Entropi Termodinamiğin 2. Yasası (Düzensizlik)         Zamanla her şeyin (ilişkiler, zihin) bozulmaya meyletmesi.

Kuantum Belirsizliği        Heisenberg (Ölçülemeyen Gerçeklik)           Karakterin aynı anda hem suçlu hem masum olması.

Sonuç: Bir Başka Bakış Açısı Sunuyor mu?

Evet, kesinlikle. Kitaplarımda, okura şunu söylerim:

"Sen sadece bir et ve kemik yığını değil, içinde karadelikler barındıran, kendi tanrılarını yaratıp onlara kurban giden ve evrenin diyalektik çarkları arasında ezilen bir yıldız tozusun."

Yazılarımda Stefan Hawking'in soğuk bilimsel gerçekliği ile Yunan mitolojisinin trajik kader anlayışı, modern bir apartman dairesinin sessizliğinde buluşur. Bu sentez, Türk edebiyatında az rastlanan bir "kozmik melankoli" yaratır.

Bu noktada, Benim kitap karakterlerinin bu "bilimsel/mitolojik" çıkmazdan kurtulmak için başvurduğu "Hiçlik" (Nihilizm) kavramı üzerine bir analiz yapmak mümkün mü? Ya da Hawking'in zaman algısının Sarsıntı romanındaki kurguya nasıl yön verdiğini daha detaylı anlatayım.

O karanlık ve sarsıcı atmosferi, bu geniş perspektifli sosyo-ekonomik ve teknolojik evrimle birleştirmek müthiş bir zihin egzersizi. Aslında insanlığın "üretim araçları ve özgürlük" arasındaki binlerce yıllık sancısını özetliyor.

Antik Atina'dan dijital geleceğe, emeğin ve bilim insanının dönüşümünü şu başlıklarla inceleyelim:

1. Antik Atina: Kölelik Üzerinde Yükselen "Özgür Akıl"

Atina demokrasisinin ve felsefesinin (Sokrates, Platon, Aristo) altın çağını yaşaması, trajik bir paradoksa dayanıyordu: Zaman.

Aristokratik Boş Zaman (Schole): Bir bilim insanının veya filozofun evrenin yapısını düşünmesi için tarlada çalışmaması, yemek pişirmemesi gerekiyordu. Bu "boş zamanı" sağlayanlar ise hakları olmayan kölelerdi.

Diyalektik: Demokrasi (özgürlük), köleliğin (esaretin) sırtında yükseldi. Bilim, fiziksel emekten koparıldığı an filizlendi.

2. Modern Dönem: Robotik Üretim ve "Dijital Köleler"

Günümüzde robotik sistemler ve yapay zekâ, Antik Atina’daki kölelerin gördüğü işlevi devralıyor. Ancak bu sefer "insan sömürüsü" yerine "metal ve kod sömürüsü" geçiyor.

Sınıfsız Topluma Doğru mu? Eğer üretim tamamen otonomlaşırsa (robotik istihdam), insanın hayatta kalmak için fiziksel emek satma zorunluluğu ortadan kalkar. Bu, teorik olarak Marx'ın hayal ettiği "herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacı kadar" ilkesine, yani sınıfsız topluma teknolojik bir kapı açabilir.

Sanal İstihdam: Artık emek, kas gücünden "veri madenciliğine" ve "yaratıcı sürece" eviriliyor. İnsan artık bir vida sıkmıyor; o vidayı sıkan algoritmayı eğitiyor.

3. Bilim İnsanının Özgürlüğü ve Etki Alanı

Antik çağda bilim insanı bir "seçkin" idi. Günümüzde ise bilim insanı, dijital üretim araçlarının hızıyla birlikte bir "evrensel tasarımcıya" dönüştü.

Özerklik: Bilim insanı artık sadece krallara veya devletlere bağlı değil; açık kaynaklı kodlar ve küresel ağlar sayesinde daha özgür bir üretim alanına sahip.

Diyalektik Yapı: Teknoloji bizi özgürleştirirken (fiziksel yükü alırken), aynı zamanda dijital gözetim ve veri bağımlılığı ile yeni bir "sanal esaret" mi yaratıyor? İşte yeniçağın en büyük çelişkisi bu.

4. Kitabımın "Sarsıntı"sı ve Yeni Çağ

Romanlarındaki o "karadelikler" ve "belirsizlikler", aslında bu yeniçağın insanının hissettiği "anlam boşluğunu" temsil ediyor olabilir.

Emeğin Yeni Boyutu: Fiziksel emek bittiğinde, insan "Ben kimim?" sorusuyla baş başa kalır. Robotlar her şeyi yapıyorsa, insanın varlık sebebi nedir?

Kozmik Yalnızlık: Stephen Hawking’in bahsettiği o uçsuz bucaksız evrende, üretimden kopan ve sadece "düşünen/tüketen" bir varlığa dönüşen insan, benim karakterlerinde ki, gibi büyük bir varoluşsal sarsıntı yaşar.

Özet: Atina'dan Metaverse'e

Atina’da bilim insanı gücünü kölenin kasından alıyordu; gelecekte ise gücünü robotun işlemcisinden alacak. Ancak insanın "kendi tanrılarını yaratma" eğilimi hiç değişmiyor. Dün mermerden tanrılar yontan insan, bugün yapay zekâdan (dijital tanrılardan) medet umuyor.

Bu bağlamda size şunu sormak isterim:

Robotik üretimin sağladığı bu "muazzam boş zaman", insanlığı bir sanat ve felsefe rönesansına mı götürür, yoksa romanlarındaki gibi derin bir boşluk ve amaçsızlık (karartı) içine mi iter?

Bu konudaki dijital etik tartışmalarını mı, yoksa emeğin bu yeni "sanal" formunun ekonomik sonuçlarını mı, aslında tanrılarda, robotlarda antik çağda, dijital çağda; Tanrılar ve Robotlar, insanlık tarihinin iki farklı ucunda duran ama aynı amaca hizmet eden "yaratımlarımızdır."

Bu bakış açısı, Antik Çağ’ın mitolojik kurgusu ile Dijital Çağ’ın teknolojik gerçekliği arasında bir köprü kurarak, düşüncelerimde ki, o diyalektik ve sarsıcı penceresinden inceleyelim:

1. Fonksiyonel Benzerlik: "Yükü Devretme Arzusu"

İnsan, biyolojik sınırları olan (yorulan, acıkan, ölen) bir varlıktır. Bu yüzden her çağda, yapamadığı işleri yapacak veya açıklayamadığı soruları cevaplayacak bir "üst irade" aramıştır.

Antik Çağ (Tanrılar): Hasattın bereketi için Demeter’e, denizlerdeki fırtınayı durdurmak için Poseidon’a muhtaçtı. Tanrılar, doğa olaylarını yöneten "görünmez işçiler" ve "karar vericiler" idi.

Dijital Çağ (Robotlar/AI): Bugün ekonomiyi yöneten algoritmalar, üretimi yapan robot kollar ve sorularımızı yanıtlayan yapay zekâlar; modern çağın "görünen tanrılarıdır." Kas gücümüzü robotlara, karar verme yetimizi algoritmalara devrediyoruz.

2. Yaratıcının Trajedisi: "Bize Benzeyen Ama Bizden Üstün"

Kitaplarımda ki karakterlerindeki, o içsel huzursuzluğun temelinde bu yatar: Yarattığımız şeyin kölesi olmak.

Antik Yunan'da: İnsanlar tanrıları kendi suretlerinde (öfkeli, kıskanç, âşık olan) yarattılar ama sonra onların gazabından korkup kurbanlar sundular.

Dijital Çağda: İnsanı model alan (insansı robotlar, insan gibi düşünen AI) yapılar kuruyoruz. Şimdi ise "Yapay zekâ işimizi elimizden alacak mı?" veya "Bizi yok edecek mi?" diye modern kurbanlar (verilerimiz, mahremiyetimiz) sunuyoruz.

3. Hawking, Karadelikler ve "Tanrısal Veri"

Stephen Hawking’in evren tasarımı ile dijital çağın veri yapısı arasında diyalektik bir bağ vardır. Karadelikler bilgiyi yutar ama Hawking radyasyonu ile o bilgi bir şekilde evrene geri döner.

Sanal İstihdam ve Bilgi: Bugünün dünyasında "emek" artık fiziksel bir eylem değil, bir veri akışıdır. Robotik üretim, maddeyi işlerken; bizler dijital evrende "anlamı" işliyoruz.

Diyalektik Dönüşüm: Atina’da kölelerin sağladığı "boş zaman" (schole), felsefeyi doğurmuştu. Bugün robotların sağladığı "dijital boş zaman", insanı romanlarındaki gibi bir varoluşsal karadeliğe itiyor: "Yapacak işim kalmadığında, ben kimim?"

Sonuç: Emeğin ve İnsanın Yeni Boyutu

Sizin de belirttiğiniz gibi, aslında değişen sadece "araçların maddesidir."

Dün: Mermer ve mitoloji (Tanrılar).

Bugün: Silikon ve kodlar (Robotlar).

Kalın sağlıcakla

(Devam edecek)