
Berlin
Çok dilli ve kültürlü bakım hizmeti sunan AHI Agentur für Heilwesen und Integration GmbH'nın Genel Müdürü Sayın Sevim Ercan'ın önerisi ile geçtiğimiz hafta içinde iki günümün bir bölümünü AHI-WG olarak ifade edilen bakımevinde geçirdim.
Berlin'de hava parçalı bulutlu ve zaman zaman yüzümüzü ısıtan harika bir güneş vardı. WG'nin kapısına geldiğimde binanın huzur veren bir yapıya sahip olduğunu gördüm. İlk gün yaptığım ziyarette tam da öğle yemeği saatine denk gelmişim. Kapıdan içeriye girdiğimde herkese yemek servisi yapıldığını gördüm. Mutfaktan alt kata yayılan harika yemek kokuları tok olmama rağmen iştah açıcıydı.
Çorba, Patatesli et yemeği, salata, dileyene yoğurt ve tatlıdan oluşan bir menü odalara servis yapılıyor, isteyenlerin yemeği ortak yaşam alanındaki masaya getiriliyor ve kendi başına yiyemeyenlere yemekleri kaşık kaşık ağızlarına bebek besler gibi veriliyordu.
Yemek servisi bitince bazı WG sakinlerini odalarında ziyaret ettim. Bazıları ile de ortak yaşam alanlarında görüştüm. Karınları tok ve huzur içinde olan herkes gibi AHI-WG sakinleri de verilen hizmetten ve bu hizmeti veren ekipten fazlasıyla memnun olduklarını ifade ettiler.
Hayat hikayesini başka bir yazımda ayrıntıları ile sunacağım 77 yaşındaki Malatyalı Mehmet Bey, ''Çocuklarım var, imkanım var yani yalnız ve çaresiz değilim! Ama burada profesyonel insanlardan aldığım bakım hizmetinden vazgeçemediğim için buradayım'' diyor.
Mehmet Bey ile görüştükten sonra fark ettim ki, Türk toplumunda yaygın olan ''huzur evine atılmış''yaşlı ve çeresiz insan klişesi burası için geçerli değil. Burada herkesin ayrı bir öyküsü var. Kimi yaşlı olduğu için, kimi engelli olduğu için, kimi kronik hastalıkları olduğu için, kimi bakacak kimsesi olmadığı için kimi de profesyonel insanların elinden hizmet almak için buraya gelmiş durumdalar.
İlk gün yaptığım ziyaret sonrası ertesi gün gelmek üzere WG'den ayrıldım. Ayrılırken WG'de Türkçe konuşan sakinlerden izin istedim. Ertesi gün geleceğimi söylediğimde memnun olduklarını gördüm. Çünkü övünmek gibi olmasın sohbetim iyidir. Onlar da farklı insanlarla iletişim kurmaktan memnun oluyordu. Kısaca karşılıklı memnun kalmıştık bu görüşmeden.
Birgün sonra bu defa daha erken gittim. Hava bir gün öncesine göre daha soğuk ve kapalı idi. Ancak WG'nin içerisi sıcak ve aydınlıktı. Yine bir yemek olayına denk geldim. Bu sefer kahvaltı tabakları vardı sofrada. Yumurta, peynir, salam, zeytin vb. gibi kahvaltılıklar ve dilimlenmiş ekmekler duruyordu. Bu sabah biraz geç kahvaltı yapan WG sakinlerinden Cabbar Bey'e Almanca ''Afiyet olsun'' dedim. Çünkü afiyet olsun demenin Arapçasını bilmiyordum. Allah'tan Cabbar Bey Almanca anlıyordu...
Bir fırsat bulduğumda bu defa çalışma heyecanlarını, koşuşturmalarını ve tüm buna rağmen her zaman güler yüzlü gördüğüm için ''Kanatsız Melek'' dediğim hizmet verenler ile görüştüm.
Öncelikle empati yapabilmeniz için şunu ifade etmek isterim. Herbirinin farklı talepleri olan yaşlı, engelli veya hasta insanlardan oluşan bir ortamdasınız ve onların en ufak bir talebini (konuşmaya bile gerek kalmadan) hemen karşılamak ve onlara rahat bir yaşam ortamı sunmakla görevlisiniz. Kolay bir iş midir?
Eğer layıkıyla yapıyorsanız bakım hizmeti gerçekten zor bir iştir. O nedenle bu iş severek yapılır, gönülden yapılır, ancak kalbinde insan sevgisi olanlar tarafından yapılır. Bebek bakmak çok daha kolaydır. Bebek koyduğun yerde durur. Çocuk bakmak öyle değildir. Çocuk hareket eder, dikkat etmek gerekir. Bakıma ihtiyacı olan insanlar da çocuk gibidir. Her şeyi isterler ve hemen isterler. Sabretme eğilimi daha düşüktür. Dolayısyla bu kesime hizmet vermek için hem gayretli hem de sabırlı olmak gerekir. İşte bu nedenle AHI-WG'de çalışanlar için ''Kanatsız melekler'' benzetmesi yapıyorum.
Çalışanlar için sabah erkenden başlıyor bu koşuşturma, herkes uyurken onlar zemin temizliği ile işe başlıyorlar. Her yer miss gibi kokuyor, ortak yaşam alanları ve odalarda ilk göze çarpan şey temizlik. İlerleyen zamanda kendi öz bakımını yapamayanların eli yüzü siliniyor. Kahvaltı öncesi temizlik ve hijyen bakımı tamamlanıyor.
Burada otellerdeki gibi belli bir saat yok. Kim ne zaman isterse o zaman kahvaltısı önüne geliyor. İsterseniz 11.00'e kadar uyuyun kimse sizi rahatsız etmiyor. Neredeyse evinizdeki gibi dokunulmazlığınız var. Bu yönü ile yaz tatillerinde gittiğimiz tatil köylerinden daha konforlu. Çünkü tatil köylerinde bile her hizmetin bir süre sınırı var. AHI-WG'de bu yok. Çalışanlara bunu nasıl çözüyorsunuz dedim. ''Burada mutfak hiç kapanmaz. Kiminin ştahı çoktur iki kap yer, kimi ise bugün bana şunu yapın der onu yaparız.'' diye cevap verdiler.
Sabah kahvaltı, öğle yemek, ikindi atıştırma, akşam kimine sıcak yemek, kimine ''Abendbrot'' ve sürekli atıştırmalık, yoğur veya tatlı. Kısaca burada hayat; beslenme ile ilgili kısıtlaması olmayanlar için sürekli yemek talebi ve yeme, içme sunumu olarak devam ediyor...
Ayrıca her kültürün kendine göre sosyal faaliyeti, ibadeti, bayramı ve özel günleri de var. Bunları kendilerinden gelen talebe göre karşılamakta bizim görevimiz diyor kanatsız melekler.
Herkesin yaş günü biliniyor eğer aksi söylenmemiş ise herkes için hep birlikte '' Alles Gute zum Geburtstag'' (Happy Birthday to You) şarkısı eşliğinde, mumlar üflenip pastalar kesiliyor.
Sesi güzel olan melekler farklı kültürlerden farklı dillerde şarkılar bile söylüyor WG sakinlerine...
AHI-WG Berlin'de çok özel bir yer. Bir ara buranın sakinlerini de tanıtmak istiyorum. Çünkü başında da dediğim gibi herkesin bir öyküsü var ve her insan çok özel!