Ana Sayfa

berlinturkbanner

berlinturkbanner

Murat Kubat

Murat Kubat  |  BERLIN

muratkubat4@gmail.com

YAZARIN TÜM YAZILARI

İzine çıkmadan önce

İnsan doğası ve ruhu şehir hayatından sıkılır, köy hayatını kendisine daha çok yakın hisseder.

Köy hayatının güzelliği doğallığından kaynaklanıyor. Betonlaşan şehir hayatında nefes almakta zorlanırken, toprakla yakınlaşmanın ferahlığını yaşarsınız köy hayatında.

Hasene derneğinin kurban kampanyası tanıtım ve reklam film çekimleri için İzmit’in Kandıra ilçesi Teksen köyündeydik. Önceki yıllarda birçok film çekilmiş köyde. Cem Yılmaz da film çekimleri için köyü tercih eden isimler arasında yer alıyor.

Yeşiller içerisinde bir köy Teksen köyü. Doğallığını kaybetmemiş; tavuklar, arkasına takılmış civcivler, köpekler, kediler, sürüler halinde otlayan koyun ve keçiler, kuyruğunu sallaya sallaya otlanan inekler, güzel kokusunu etrafa cömertçe yayan ıhlamur ağacı, fındık, dut, erik ve nar ağaçları, bahçesine ektiği ile beslenen, tavukların altından aldığı yumurtayı yiyen insanlar...

Geçim alanları açısından zengin bir köy; tarım, hayvancılık ve ormancılık. Bu zenginlik köyün otantik yapısını bozmamış. Köylülerin bir de sıkıntısı var. Köy yer olarak yapılması planlanan barajın sınırları içerisinde kalıyor. O sebeple tedirginler, bu güzelliğin kaybolacağından, doğup büyüdüğü ve ömrünü geçirdiği mekanlarının yitirilmesinden.

Seksenlerin ortasına merdiven dayamış Hatice teyze, kendi güzel üslubu ile ‘Erdoggan Bey buraları görse, buraların baraj altında kalmasına müsade etmez.’ diye sesleniyor, neşeli üslubu ile.

Çocukluğu köyde geçmiş biri olarak, on yıllar öncesine, çocukluğuma götürdü beni Teksen köyü. Bu tür köyleri bulmak zor artık.

Ekibimizde yer alan herkes hayran kaldı köye. Köylülerin çekimler esnasındaki yardımsever tutumları ayrı bir takdir topladı bizlerde.

Köyün muhtarı köyü anlatırken ‘İsminden de anlaşılacağı gibi, ‘Tek-sen’dir köyümüz. Bir tanedir’ diye övgüyle söz ediyor, haklı olarak.

Filmin konusuna gelecek olursak;

İzin için Türkiye’ye gelen ve kurbanını köyünde kesen iki çocuklu Belçikalı bir ailenin, izin yolculuğuna çıkmadan hemen önce bir kurban da Hasene derneği aracılığı ile dünyanın farklı coğrafyalarındaki mazlumlara göndermesini işliyor.

Sılayırahim yapmanın, kurbanını büyükleri ile birlikte kesmenin mutluluğunu yaşayan aile aynı zamanda dünyanın diğer bir ucunda da mutlulukların yaşanmasına vesile olmaktadır.

Film küçük kahramanımız 12 yaşındaki Bora etrafında dönüyor. Güzel anlarını sürekli facebooktan canlı yayınlayan küçük kahramanımız, dedesi ve babaannesi ile buluşmasını, Hasene’ye yardım yapılmasını sosyal medya hesabı üzerinden canlı anlatıyor.

Ailemiz kurbanını kesip köydeki ihtiyaç sahibi ailelere dağıtırken, dede dünyadaki açlık ve kıtlığa dikkat çekiyor ve ‘Keşke başka memleketlerdeki ihtiyaç sahiplerine de yardım edebilsek’ diye söyleniyor. Bu sırada oğlunun cep telefonuna Hasene derneğinden bir mesaj geliyor. Mesaj kurbanlarının kesilip dağıtıldığının haberini veriyor.

Filmde kurbanın paylaşma boyutu ön plana çıkarılıyor; hem yakındakilerle, hem de uzaktakilerle.

Tiyatro ve oyunculuk dersleri alan, henüz 12 yaşındaki Bora her ne kadar yoğun çalışmadan sıkılsa da, güzel bir performans ortaya koydu.

Film çalışmaları zahmetli işler. Ortaya iki üç dakikalık bir tanıtım filmi çıkarmak için günlerce çalışıyorsunuz. Bir sahneyi çekmek için ortaya konan çaba, olmadı bir daha, bir daha, bir dahalar... İzleyicinin beğenisini toplayabilmesi onlarca defa tekrarlanan sahneler.

Bora’nın dedesi 80’lerini aşmış Feyzullah amca. Köy sakinlerinden. Çekimlerdeki sabrına, olgunluğuna ve mütevazılığına hayretle tanıklık ettim.

Köylerin boşaldığı, şehre göçün had safhaya ulaştığı bir demde Teksen köyü bize köyün imkânlarını ve önemini bir defa daha vurguladı.

Kurban bize paylaşmayı ve toplumsal sorumluluklarımızı hatırlatıyor. Kurban, yanı başımızdaki ihtiyaç sahiplerine duyarsız kalmamayı öğretiyor. Kurban aynı zamanda uzaklardaki ihtiyaç sahiplerine uzattığımız eli de temsil ediyor.

Tam da burada;

Gelin bir güzellik yapalım. İzne çıkmadan önce bir kurban da dünyanın değişik coğrafyalarına gönderelim. Gönderdiğimiz kurbanlar mazlumların yüzlerinde tebessüme, gözlerinde umuda, yüreklerinde duaya vesile olsun.

Mutlu olmanın sadakası mutlu etmektir. Kurban kesebiliyor olmanın şükrü kurbanı paylaşmaktır; hem yakınımızdakilerle hem de uzaktakilerle.

Unutmayalım; kurban bizi Allah’a yaklaştırdığı gibi, topluma ve ihtiyaç sahibi insanlara da yaklaştırır.

Unutmayalım; mutlu etmek insanı mutlu eder.