Derin, çok derin ve saha bakımından da alabildiğine geniş bir Coğrafyanın ameliyata alındığı proje bir savaş, İran ve İsrail savaşı. Öylesi büyük, derin ve kapsayıcı ki, Türkiye ve Ortadoğu’da ki bilindik adıyla BOP ve teolojik arka planıyla ARZ-I MEVUD!
Böylesi büyük ve derin bir proje de AB gibi küçük! Ve etkisiz bir elemanın bilgilendirildiği ve oraya etkin bir rol verildiğini söylemek AB – ABD ilişkilerinin seyrine dair ciddi bir cehalet ve dolayısıyla tecrübe ve akla ihanet olacaktır.
Ortadoğu’da ve İsrail eksenli alınacak kararlarda AB’nin etki ve yetkisi, aynı coğrafya devletlerinin bulunduğu ve sözüm ona kendilerini İslam olarak tanımlayan devlet görünümlü kuklaların oyun ve eğlence kabilinden, kendi iç kamuoyunu konsolide etmeleri adına ABD ve İsrail tarafından kurdurulmuş olan İslam İşbirliği Teşkilatı ( İİT ) üyeleri ve fonksiyonlarına eşdeğer bir konumdur.
AB’nin lokomotifi olan Almanya’nın boynunda ki pranga olan Hitler ve Yahudi soykırım sopası ve Evanjelizm + Siyonizm’in kuşattığı İsviçre’nin Cenevre ve Lozan ile birlikte Belçika ve Bürüksel şeytan ayakları ile ya havuç ya sopa, ya ölüm ya sıtma metaforu, koca Almanya ve elbette AB’nin terbiye edildiği başlıca faktörler arasındadır.
Yaklaşık yarım asırlık bir pranga bu. Zaman zaman ABD tarafından çeşitli Alman markalarına büyük yaptırımların küçük emaresi bakımından kesilen cezalar, Alman hükumetleri tarafından gereğinden fazla büyütülmüş ve koca bir devlet ve topluluğun ciddi ciddi utancına sebebiyet vermiştir.
Elbette ki AB için ABD, İsrail ve ciddi bir sermaye blokunu karşısına almanın hatırı sayılır bir maliyeti olduğunun bilincindeyim. Ancak bu maliyet, her olay karşısında gövdelerinden önemli bir parçanın dişlenerek kopartılmasıyla birlikte ciddiyet ve saygınlıklarını da dişliyor olmasının maliyetini, aynı terazinin diğer kefesine koyuyorum.
Kim bilir, belki de dinsizin hakkından imansız geliyor, ne dersiniz?!
AB ve Almanya, kendisinden küçük devletleri kendisinin sahip olduğu güç ve imkânlar dolayısıyla sopa ve havuç sarmalına mahkûm edişinin istem dışı bir adalete tabi utulması olarak nitelemekte mümkündür. Hatta belki de AB ve Almanya tarafından akıl, ahlak ve hukuk dışı yaptırımlara tabi tutulmuş devletler ve halklarının gönül dünyalarının teline dokunmak ve tercüman olmak gibidir…
ABD, AB ve Almanya’yı ve onlarda aldıkları terbiye ve eğitim modeliyle kendilerinden küçüklerini aynı metot ile terbiye ediyorlar!
İşte bu terbiyesiz, ahlaksız, vicdansız ama özellikle de hukuk dışı model dolayısıyla hem güçlüsü hem de güçsüzler dahil toplam olarak bütün dünya hukuksuzluk, ahlaksızlık, adaletsizlik ve elbette huzursuzluk sarmalında can çekişiyor.
AB: Tüm Ortadoğu’yu ama özellikle Filistin ve Gazze’yi kan gölüne çevirmiş, ahlak, vicdan ve hukuk kaçkını bir İsrail için ‘’ Kendisini savunma hakkı vardır ‘’ türü son derece iğreti bir cümle ile tanımlamış olması; AB için ABD ne güzel bir partner yakıştırmasına aynı ölçüde haklılık kazandırmış değil midir?!
İran’ın Nükleer güç olmasını kendi yaşam hakkına tehdit olarak gören İsrail ‘’ Saldırı tehdidi altında savunma hakkı ‘’ maddesini kendisine kalkan edinirken tüm Ortadoğu’yu ateşe veren yine kendisi olduğu gerçeğini göremeyen AB, hukuk düşmanı ve iki yüzlülüğün fatura edildiği adres olmaya devam edecek gibi görünüyor.
Hele hele de Avrupa komisyon başkanı bir Alman siyasetçi ama aynı zaman da Avrupa komisyonu başkanı olan Ursula Von Der Leyen’in ‘’ İsrail Cumhurbaşkanı Herzog ile görüştüm. İsrail’in kendini savunma ve halkını koruma hakkını yineledim ‘’ türü son derece absürt Twiti, meramımın hülasası niteliği taşımaktadır.
Oysa Almanya, küresel vicdanın ayağa kalktığı bu altın süreci kendisine hem son derece haklı, ahlaki ve hukuki bir kalkan olarak kullanıp hem kendisini ve tüm AB’yi bu prangalardan kurtarma imkânını heba ederek bozuk para gibi harcamaktadır. Alman halkı, bu harcamaya ve harcayanlara karşın daha bir direnç göstermeli ve bu durunu muhataplarına siyasi bağlamda fatura etmelidirler.
Son tahlilde Ortadoğu, Afrika ve hatta Asya’nın önemli bir bölümünün Siyonizm ve Evanjelizm’in eşgüdüm çalışarak Tanrıyı kıyamete zorlamalarının doğal bir çıktısı olarak bakma zorunluluğu kendisini tahkim etmiştir.
Ve bu bakış açısı realitesinin dayattığı ahlaksızlık, vicdansızlık, hukuksuzluk ve güçlünün haklılığı üzerinden okuyup nerede ve hangi vasıfla sıfatlandırılacağını, okurların vican, ahlak ve hukuk bilinçlerine havale ediyorum…