
Hedef 2035/Konu Eğitim
BerlinTürk yazarlarından, öğretim üyesi Dr. Ahmet Atilla Doğan 28-29 Mart tarihlerinde gerçekleşen Hedef 2035 Konu Eğitim Çalıştayı ardından yaptığı açıklama ile Türkçe ve Türk kültürü konusundaki görüşlerini paylaştı.
Geçtiğimiz hafta Dortmund'ta tamamlanan ve davetli olarak katıldığım Hedef 2035 Konu Eğitim Çalıştayı; Almanya'daki Türk toplumunun eğitim alanındaki beklentiler ve gerçekler üzerine çok değerli alan uzmanlarının görüşlerini paylaştığı bir etkinlik oldu. Öncelikle böylesi verimli bir organizasyonu düzenleyenleri ve katılarak görüşlerini ifade edenleri kutlarım. Bu toplantı Almanya'daki Türklerin eğitimi konusundaki olumsuz önyargıları törpülediği gibi geleceğe yönelik umutları yeşerten görüşlerin sunulmasına vesile oldu.
Toplantının ''Serbest Kürsü'' bölümünde elli kişinin üzerinde katılımcı dört dakika ile sınırlandırılan süre içinde görüşlerini aktarma imkanı buldu. Ben de ikinci gün bu süre içinde görüşlerimi aktardım. Şüphesiz sürenin sınırlı olması aldığım notların tamamını aktarmaya el vermedi. Konuşmama yıllar önce Türk anne ve Yunanlı bir babanın kızının harika Türkçe konuşmasını aktararak başladım.
Bu genç kız bir pizzacıda çalışıyordu. Ben de Türkiye'den gelen bir grupla birlikte bu pizzacıya gitmiştim. Grubumuzun Türkçe konuştuğunu duyan garson kız bizlerle Türkçe konuşarak servis almaya başladı. Kızın yakasındaki Yunanca isim dikkatimi çekti ve kendiyle konuştuğumda annesinin Türk olduğunu ve Türkçeyi annesi sayesinde bildiğini öğrendim. Yunan soyadına sahip olan ve kendini Meryem olarak tanıtan bu genç kız Türkçesini beğenmemizden dolayı da çok teşekkür etti.
Avrupa’da Türkçe ve Türk Kültürü öğrenimini eğitim sorunlarımızın ilk sırasına yerleştiren biri olarak o gün ana dili öğreniminde annenin dolayısıyla kadınların ne kadar önemli olduğunu bir kere daha görmüştüm. Bu nedenle Çalıştay'da kadınlarımızın bu konudaki yerinden ve öneminden söz ettim.
Üzülerek ifade etmeliyim ki, Avrupa`daki Türklerin eğitim ve öğretimi denilince kanayan yaralarının başında, yeterli düzeyde Türkçe ve Türkçe kültürüne sahip olmamaları gelmektedir. Oysa bu konu aidiyet duygusunun çözümü, yerleşik olunan ülkeye uyum ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi açısından sınırsız bir öneme sahiptir.
Yabancı düşmanlığı ve ırkçılık gibi sorunların çözümünde öncelikle köken dili ve kültürü ile birlikte yerleşik olunan ülkenin dili ve kültürünün eş düzeyde öğrenilmesinin çok büyük bir payı ve katkısı vardır. Çalıştay'da ele alınan birçok konu hakkında görüş ve önerilerimi aktarmakla birlikte Türkçe ve Türk kültürü eğitimine yönelik düşüncelerimin tamamını aktarma fırsatı bulamadım. BerlinTürk aracılığı ile bu görüşlerimi de aktarmak isterim. Bu itibarla;
1- Çocuklarımızın doğumundan itibaren Türkçe ile tanışması ve yuvaya gidene kadar Türkçe iletişim kurulması. Üç, dört yaşından itibaren mutlaka okul öncesi eğitimi almaları ve bulundukları ülke dilini de bu aşamadan itibaren öğrenmeleri sağlanmalıdır.
2- Gençlerimizin ilk ve orta öğretiminde mutlaka Türkçe, Türk Edebiyatı ve Türk Kültürü dersleri almaları sağlanmalı, 15-25 yaşları arasında Türkiye’nin tüm bölgelerine yönelik kültür gezilerine katılmaları desteklenmelidir.
3- Mümkün mertebe çok sayıda öğrencimizin Türkiye’deki üniversite ortamında eğitimi alabilmeleri için, Avrupa üniversitelerindeki Türk öğrenciler için özel programların geliştirilmesi sağlanmalıdır. (Türkçe bilen öğrenciler için Türk üniversitelerinde Erasmus yoluyla geleceklere kapasite artırımı ile özel imkanlar sağlanabilir.)
4- Türkçe ve Türk Kültürü yeterliliğinin belirlenmesi, Her Türk gencinin mutlaka çeşitli düzeylerde bu öğretimlere katılmasının özendirilmesi ve sertifika verilmesi sağlanmalıdır.
5- Ailelerin yaşadıkları ülkelerin dili ile birlikte Türkçe konuşmaları ve çocuklarının gelişme sürecinde onlarla çok yakından ilgilenerek Türkçe ve Türk Kültürü derslerine katılımlarını desteklemeleri gerekmektedir.
6- İlk ve orta öğrenimde Türkçe ve Türk kültürünün Türklerin bulundukları ülkelerde öğretim programına alınması ve Türkçe`nin öncelikli yabancı diller arasına girmesi sağlanmalıdır.
7- Türkçe, Türk Kültürü ve Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığının saygı görmesi için; yabancı bir devlet vatandaşlığına geçerken, Türk Vatandaşlığından çıkış izni verilmesi uygulamasına son verilmelidir. Unutulmasın ki, yabancı bir ülkede yaşamak için köken ülke vatandaşlığından vazgeçme zorunda kalmak, köken ülkenin değerlerini de reddetme algısı yaratabilir.
Türkçe ve Türk Kültürü’nün gelişmesine yönelik alınacak önlemler, Avrupa Türklerinin gelecek kuşaklarının asimile olmasını engelleyeceği gibi, bulundukları ülke toplumlarının çok kültürlü çağdaş ülke olma iddialarına da büyük yararlar sağlayacaktır.
Gençlerimizin Türkçe ve Türk Kültüründen uzaklaşmalarına çare bulunmadığı takdirde, bunlar yalnızca Türkiye’den değil, yerleşik oldukları ülkelerin toplumundan da kopacak, entegrasyon politikaları açısından çözümsüz bir sorun haline gelecektir.
Gençlerimizin çok dilli ve kültürlü ilerleme şansından yoksun bırakılması halinde sahip olacakları kariyer ne kadar yüksek olursa olsun, ciddi bir aidiyet sorunu ile karşılaşmaları kaçınılmazdır. Bu durum çalışma hayatında her zaman psikolojik rahatsızlıklar yaratabileceği gibi akrabalar ile bağlarını da kopartacaktır. Türk ad ve soyadına sahip, ama Türkçe bilmeyen hatta yerleşik olduğu ülke toplumu tarafından köken ülkesi değersizleştirilen birey, hiç de hak etmediği bir baskı altında kalacaktır.
Okur hattı: berlinturken@gmail.com