Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, günümüz şartlarında ''Dünya Kadınlar Günü'' denilerek anlamını kaybeden bu günün kutlanmasına karşıyım. Peki neden?
Çünkü bugünün doğru ifadesi ''8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü''dür. Bu nedenle 8 Mart'ı hediyeler ve çiçeklerle farklı bir sömürü aracı olarak kutlayan ticari anlayışın yaygınlaşmasına da karşıyım. 8 Mart'a yönelik istismarcı bu yaklaşım dahi ''Kadına şiddetin, kadına tacizin '' farklı bir türevidir ve kadınların haklarına kavuşmasında ciddi bir sorun olarak yıllardır sürdürülmektedir.
Bireyin insan haklarından tümüyle yararlanmasını engelleyen sosyal açıdan yapılandırılmış cinsiyet rolleri ve normlarına dayalı olarak herhangi bir ayırıma, dışlanma ya da kısıtlamaya maruz kalması, kaynaklara ve fırsatlara ulaşmada eşitsizlik, şiddet, temel hizmetlerden yararlanmada yetersizlik, çalışma yaşamı ve siyasette kadının sınırlı olarak yer alması ve kadınlarla erkekler arasındaki kişisel ilişkilerdeki güç dengesizliği hususlarıyla yakından ilişkili olan ''Cinsiyet Ayrımcılığı'' ile mücadele ne yazık ki her geçen gün daha da zayıflamakta ve 8 Mart ve benzeri günlerin deforme edilmesiyle anlam yitirmektedir.
Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılık küresel bir sorundur. Kadınlar daha kız çocuğu iken bile ev içinde aile ortamında haksızlıklarla mücadele ederken; evlendikten sonra da hane içi düzenin çarkları arasında sömürülmeye devam ediyor.
Kadın sadece evde veya işyerlerinde sömürülmekle kalmıyor, anne, baba, erkek kardeş, koca, akrabalar, yakın çevre, toplum, siyasetçiler ve feodal baskı grupları altında da ezilmeye devam ediyor. Ne yazık ki, ezilmekle kalsa iyi diyeceğimiz olaylar da kadınların başına geliyor çünkü kadınlar öldürülüyor!
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Raporu'na göre; Türkiye'de 2025 yılı boyunca erkekler tarafından en az 391 kadın katledildi. Kadınların %64.7’si, en güvende olmaları gereken yer olan evlerinde katledildi. Kadınlar en çok ateşli silahlarla öldürüldü. Faillerin büyük bölümü aile içinden erkekler oldu.
Almanya’da ise 2025 yılına ait kadınlara yönelik şiddet verilerine göre, geçtiğimiz yıl Almanya'da 308 kadın ve kız çocuğu öldürüldü. Bu vakaların 191’i partner, eski partner veya aile bireyleri tarafından işlendi. Genel olarak öldürme vakalarında hafif bir düşüş olsa da cinsel suçlar, aile içi şiddet, dijital şiddet ve insan ticareti vakalarında artış yaşandı.
''Ne yazık ki, özellikle kadına yönelik şiddetin küresel boyutta artışı ''yaşam hakkı''nı diğer birçok talebin önüne geçirmiş durumda.
Bununla birlikte emekçi kadınların talepleri nelerdir diye sıralarsak;
- Eşit işe eşit ücret
- Esnek ve güvencesiz çalışmaya karşı güvenceli iş
- İşyerlerinde mobbing ve tacize karşı yasal haklar
- Sendikal özgürlük ve kadın örgütlenmesine destek
- Kadına yönelik şiddet ve cinayetlere karşı caydırıcı cezalar
- Kız çocuklarını okula göndermeyenlerin engellenmesi
- Çocuk yaşta evliliklerin önlenmesi
- Medeni kanuna saygı gösterilmesi
- Daha fazla sayıda ve güvenli sığınma evi
''8 Mart Emekçi Kadınlar Günü''ne anlam katacak ''Cinsiyet Ayrımcılığı ile Mücadele Günü'' ifadesini eş anlamlı olarak kullanmayı tercih etmeli ve bunun gereği olarak talep edilen yasal haklara en kısa sürede kavuşulmalıdır.
Kadınların eğitimli, eşit haklara sahip ve özgür olduğu toplumların demokratik olarak en gelişmiş toplumlar olduğu görülürse; hegemonik dünya düzeni, zorba liderler ve baskıcı yönetimlerle mücadelenin temeli de cinsiyet ayrımcılığı ile mücadeleden geçmektedir.
Not: Bu yazının benzerleri 2000'li yılların başından bu yana tarafımdan yazılmaktadır. Ne yazık ki, şiddete uğrayan kadın sayılarının artışı dışında bir gelişme yoktur! Bunun sorumlusu kimdir? Kimlerdir? Hani babalar kızlarını çok severdi! Kadına yönelik şiddetin hatta vahşetin nasıl yok edileceğini; sadece erkekler değil günümüzün şiddete eğimli, saldırgan ve cani erkeklerini doğuran ve bunları yetiştiren ''anneler!'' de düşünmeli!