ABD ve İsrail, 28 Şubat 2026 günü sabahı erken saatlerde İran'a saldırı düzenledi. Aslında bugün yapılan saldırının provası 2025 yılı Haziran'ında yapılmıştı.
Uzun yıllardır vekalet savaşları üzerinden yürüyen İsrail ile İran arasındaki gerilim, 13 Haziran 2025 günü doğrudan sıcak çatışmaya dönüştü. İsrail, İran'ın nükleer programını "varoluşsal bir tehdit" olarak nitelendirerek, çok sayıda F-35 savaş uçağının da katıldığı devasa bir hava harekatı başlattı. İlk dalgada Tahran, Tebriz ve İsfahan dahil olmak üzere birçok şehirdeki askeri üsler, hava savunma sistemleri ve nükleer altyapı hedefleri yoğun bombardıman altına alındı. İsrail istihbaratı Mossad da aynı süreçte İran'daki üst düzey komutanlara ve nükleer bilim insanlarına yönelik eş zamanlı suikastlar düzenledi.
Bu saldırılara İran'ın yanıtı gecikmedi. "Stratejik sabır" politikasını terk eden Tahran yönetimi, İsrail'in gelişmiş hava savunma sistemlerini aşmak amacıyla yüzlerce insansız hava aracı katı ve sıvı yakıtlı balistik füze ile misilleme başlattı. Hedef alınan noktalar arasında askeri üslerin yanı sıra Hayfa petrol rafinerisi ve endüstriyel alanlar İsrail ve ABD savunma sistemleri füzelerin büyük kısmını havada imha etse de, İsrail topraklarına düşen füzeler ciddi hasara ve sivil kayıplara yol açtı.
Savaşın bölgesel bir felakete ve küresel enerji krizine dönüşme riski artarken, diplomatik kanallar devreye girdi. Sürdürülemez hale gelen askeri ve ekonomik maliyetler, her iki tarafı da masaya oturmaya zorladı. ABD Başkanı Donald Trump'ın yoğun baskısı ve arabuluculuğu sonucunda 24 Haziran 2025 günü ateşkes ilan edildi. Trump, bu ateşkeste İran'ın nükleer kapasitesine vurulan darbenin etkili olduğunu savundu.
Yakın tarihe ''12 Gün Savaşı'' olarak geçen bu çatışmanın sonunda İran Sağlık Bakanlığı ve uluslararası raporlara göre İsrail ve ABD saldırılarında İran'da 600'den fazla kişi hayatını kaybetti, 4 bin 800'e yakın kişi yaralandı. Üst düzey Devrim Muhafızları komutanları ve nükleer bilim insanları öldürüldü. İsrail kaynaklarına göre, İran'ın saldırılarında ve sığınaklara kaçış sırasındaki kazalarda toplam 29 kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 3 bin 400 kişi yaralandı. On binlerce İsrailli evlerini tahliye etmek zorunda kaldı ve ciddi altyapı hasarları rapor edildi.
Bu savaş Hicaz (Orta Doğu) bölgesindeki ne ilk ne de son savaş olacaktır!
28 Şubat 2026'da (bugün) başlatılan savaş kaç gün sürecek? Kaç kişi ölecek? Bu saldırının bölgeye etkileri neler olacak? Bu soruların cevapları henüz belli değil ancak belli olan tek bir şey var, O'da bu savaşın Hicaz (Orta Doğu) bölgesindeki ne ilk ne de son savaş olduğudur.
Bölgedeki çatışma, savaş ve rejim değişikliklerinin en temel iki nedeni bölgedeki petrol ve doğalgaz başta olmak üzere enerji kaynakları ile İsrail Devleti'nin varlığıdır. Bunun dışında bölge insanlarının eğitim düzeyi ile dini ve kültürel deformasyonu yaklaşık bir asırdır süren makus talihin en önemli sebebidir.
Bu arada Birinci Dünya Savaşı'nda, Filistin ve Suriye cephesinde İngilizlerle işbirliği yaparak askerlerimizi taşıyan trenleri bombalayanları, Mehmetçiklerimizin ölüsünün gözünü bile oyanların kimler olduğunu hiç unutmayalım. Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetindeki Hicaz'da Arap aşiretleri ve Filistinlilerin İngiltere'nin desteği ile yaklaşık dörtbin Türk askerin şehit düştüğü ve bu ihanet sonucu Türklerin Hicaz halklarının hamiliğini kaybettiği bilinmelidir. Türklerin bölgedeki hamiliğini yaklaşık bir asır önce sona erdiren İngiltere ve müttefiklerine destek veren Hicaz'daki çöl Müslümanlarının bugün yaşanan zulümün sorumlusu ve suçlusu olduğu da her zaman hatırlanmalıdır.
Hatırlama demişken bugün İran'daki Molla Rejimini yıkmak için ortalığı kana bulayan İsrail-ABD ittifakının 47 yıl önce İran'da neler yaptığını da kısaca hatırlayalım.
1961 ile 1963 yılları arasında devlet yönetimini eline alan Şah altı noktaya dayanan Beyaz Devrimi başlatmış ve toprak reformuna girişilmişti. Reformlara karşı dini muhalefet başlamış ve bugün iktidarda olan Molla rejiminin temelleri daha o yıllarda atılmıştı. 1969 ile 1970 yılları arasında İran'ın petrol gelirleri yükselmeye başlamış; ordunun modernizasyonu ve güçlendirilmesi için çalışmalara girişilmiştir. Ancak Şah'a karşı olan Mollalar ve Sosyalistler malum güçler tarafından desteklenmeye devam ediyordu. 1974 yılında Şah Pehlevi Pers İmparatorluğu'nun 2500. yıldönümü büyük törenlerle kutlarken ABD ve İsrail ikilisi Şah'ı koltuğundan indirme planlarına çoktan başlamıştı. 1978 yılında İran'daki muhalefet, sürgündeki Ayetullah Humeyni'nin liderliğinde, Şah rejimine karşı genel ayaklanma başlattı. 1979 yılında Şah'ın ülkeyi terk etmesiyle Pehlevi Hanedanı sona ermiş ve İslami Devrimi sonucunda İran İslam Cumhuriyeti kurulmuştu.
Olana bitene ve söylenenlere kim inanır?
İşte bundan 47 yıl önce Şah Rıza Pehlevi'yi İran'dan kaçıran ve Ayetullah Humeyni eliyle İran'da İslam Cumhuriyeti'nin kurulmasına destek olan İsrail ve Anglosakson ortakları; İran Halkını özgürlüğe kavuşturmak için 28 Şubat 2026 günü devasa bir saldırı başlatmış durumda. Peki buna kim inanır?
-Trump bu savaşı İranlıların özgürlüğü için başlatmış! Buna kim inanır?
- Eğer bu saldırı olmasa İran iki hafta içinde nükleer silaha sahip olacakmış! Buna kim inanır?
-ABD ve İsrail işbirliği ile ülkesinden kaçmak zorunda kalıp sürgünde ölen Şah Rıza Pehlevi ile aynı adı taşıyan büyük oğlu tekrar İran'a dönecekmiş! Buna kim inanır?
-İran'da ve Hicaz (Orta Doğu) bölgesindeki tüm ülkeler (mümkün değil ama) laik, demokratik, sosyal hukuk devleti esasları ile bile yönetilse; ABD ve İsrail'in artık bu ülkelere saldırmayacağına kim inanır?
Ama inanmanız gereken acı bir gerçek var! 28 Şubat günü sabahı gerçekleşen saldırı ile başlayan bu savaş bitse bile İsrail Devleti o coğrafyada olduğu sürece Hicaz'da kan, göz yaşı ve savaşlar bitmeyecektir!
Modern Cumhuriyet ve Anadolu coğrafyası tehdit altındadır.
Bir de artık kesinlikle farkında olunmalıdır ki, Türkiye'yi hangi siyasi düşünce idare ederse etsin bundan böyle iktidarların en önemli görevi Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, muhafaza ve müdafaa etmek olmalıdır.
Bunu sağlamak için de Türkiye Cumhuriyeti olarak tüm kaynaklarımızı önce savunma amaçlı kullanmamız gerektiği bilinci içinde olunmalıdır.
Çünkü (bir ihtimal) yakın bir gelecekte İran'da, Irak'da ve Suriye'de kendine biat eden yönetimleri iktidara getiren İsrail ve Anglosakson ortaklarının yeni hedefi laik, demokratik, sosyal ve çağdaş bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti olacaktır!
Hatta bölgeyi hallaç pamuğuna çeviren ve büyük isimlerle ifade ettikleri projeleri sona erdiğinde Netanyahu-Trump işbirliğinde yaratılan yeni İran, yeni Irak ve yeni Suriye gibi ülke yönetimleri tarihteki Lawrence'in Müslümanları gibi yine ve yeniden Türklere doğrudan saldırmaktan çekinmeyeceklerdir.
Türkiye'ye terör örgütleri ve vekalet güçleri ile yıllardır saldıran sözde batılı müttefiklerimizin Cumhuriyetimizi yok etmek için İran'a yaptıkları gibi doğrudan bir saldırıya geçmesi de mümkündür.
''Biz NATO ülkesiyiz ABD ya da İsrail Türkiye'ye saldıramaz'' diyenlere itibar etmemek gerekir. Çünkü bazı sömürgeci Anglosakson ülkelerin 1923'den bu yana kapatamadıkları hesapları vardır. Hatta bazıları 1453'ün rövanşını 1918'de alamamış olmanın derin üzüntüsünü yaşamaktadır!
Grönland'ı, hatta bazı AB ülkelerini bile tehdit eden hegemonik yapının Türkiye'yi de sosyal medya mesajları ile tehdit eder olması normaldir. Ancak Türkiye'nin Hicaz'daki cetvelle çizilen geometrik sınırları ve masa başında hazırlanan bayrakları olan ülkelere benzemediği de unutulmamalıdır.
Kaldı ki daha İran'ın ne yapacağı meçhuldur ve sıcak savaşta kimin ne kazandığı da her zaman belli değildir.