40’lı yıllarda Türkiye’de kurulan Köy Enstitüleri, öğretmenlere, görev yapacakları köylerdeki çeşitli sorunlara çözüm üretmeleri ve köyün üretkenliğini artırmaları için gereken teorik ve uygulamalı eğitimi sağlamak amacını taşımaktaydı. Köy Enstitüsü Projesi, kent ve köy yaşamı arasındaki fırsat eşitsizliğinin önüne geçmeyi hedefleyen halkçı ideolojinin bir parçasıydı. Bir başka deyişle Köy Enstitüleri, yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin milli kültürünü yaratmak ve yaygınlaştırmak için bir araç olarak düşünülmekteydi.
Türkiye’de, 1933-1934 yılları arasında, şehirlerde yaşayan çocukların % 75’i ilkokula giderken, köy çocuklarının sadece % 20’si ilkokul eğitiminden faydalanabildiği için, 1936-1939 yılları arasında, eğitimin yaygınlaştırılması çalışmaları ivme kazanmış ve dört Köy Öğretmen Okulu kurulmuştur. Bu dört okul, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç tarafından geliştirilen ve uygulamaya sokulan Köy Enstitüleri Projesi’nin ilk adımları olmuştur.
Yeni eğitim sistemi için yürürlüğe konan yeni yasalar ile birlikte Köy Enstitüleri kurulmaya başlanmış, eğitimde köy bünyesine uygun yeni bir örgütlenme yaratılarak, köy okuluna ve öğretmenlerine yeni bir görev tanımı yapmak amaçlanmıştır. Böylece Türkiye'de köye öğretmen ve meslek erbabı yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılan Köy Enstitülerinin benimsediği “köyü canlandırma politikası” yasal olarak güvence altına alınmış, 1948 yılı sonunda Türkiye çapındaki köy enstitüleri sayısı 21’e ulaşmıştır. Enstitülerin yok olma süreci, 1946'da Hasan Âli Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı'ndan ayrılmasıyla önce müfredatta değişikliklerle başlatıldı.1954 yılında ise tamamen kapatıldı.
Ankara-Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü
Eğitim felsefesi açısından bakıldığında benzersiz bir sistem olan Köy Enstitülerinin Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki yeri önemlidir. Başkent Ankara’ya yakın olması ve yurt çapında tek Yüksek Köy Enstitüsü olması nedeniyle Hasanoğlan, Köy Enstitüleri içerisinde merkezî bir rol üstlenmiştir. Hasanoğlan Köy Enstitüsü bu özelliğiyle de tarihî ve politik değerlere sahiptir. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’ndeki eğitim, teori ve uygulamanın dengeli bir bütünlüğü olarak kurgulanmıştı.
Bunun bir sonucu olarak, öğrenciler bir yandan arıcılık, tarım gibi zirai faaliyetlerin uygulamalı bir şekilde öğrenirken, bir yandan modern sanat ve bilimdeki yaklaşımları da tartışıp uygulamalarına aktarmayı amaç edinmişlerdir.
Bugün, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü Yerleşkesi’ndeki müzede ve kişisel arşivlerde, bu modern sanat uygulamalarından örnekler bulunmaktadır. Özgün mobilyalar, çeşitli işliklerde bulunan sabit ve hareketli teknik donanımın yanı sıra, öğrenciler tarafından okunmuş kitaplar ve dinlenmiş plaklar gibi yaşanmışlık değeri taşıyan her türlü eşya Yüksek Köy Enstitüsü öğrencileri tarafından müzeye bağışlanmıştır.
Köy enstitüleri kapandıktan yaklaşık beş yıl sonra doğmama rağmen nasıl köy enstitülü oldum!
1978 yılında CHP Hükümeti’nin Gençlik ve Spor Bakanı CHP İzmir milletvekili olan Yüksel Çakmur, o yıllarda kurmaylarıyla beraber gençlik konusunda önemli bir projeyi ortaya atmıştı. Bu projenin adı ‘’Toplumsal Kalkınmada Gençlik Projesi’’ idi.
Bu proje kapsamında o yılların üniversite gençliği kırsal alanlarda bulunan kamu kurum ve kuruluşlarına ait iş yerlerinde yaz sezonları on beşer günlük dönemler halinde çalışmalar yapıyordu. Amaç, gençliğin yaz sezonlarını değerlendirmesi ve toplumsal kalkınmada dayanışma sağlamasıydı. Gençler ülkenin diğer yörelerini bu proje ile tanıma fırsatı buldular. Çalışmalar genelde kırsal alanda olduğu için gençler halkımızın yaşamına da ortak oldular. Bu faaliyetlere katılan gençliğin kendi söylediklerine göre ‘ülke sorunlarını izlemelerini, halkla bütünleşmelerini, üretime ve toplumsal kalkınmaya katkıda bulunmalarını sağlayan, aralarında Barış, Dostluk ve Dayanışma ortamları oluşturulmuş ve üretime katılmanın sorumluluğunu ’bu gençlik üstlenmişti.
Amacı gençlerin gönüllü olarak toplumsal kalkınmaya destek olmalarını sağlamak olan Toplumsal Kalkınmada Gençlik Projesi, aynı zamanda gençlerin uygun koşullarda turizm faaliyetlerine katılmalarını da teşvik etmektedir. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın 1978 yılının yaz aylarında başlattığı bu projenin yinelenebilir olması için kurumsallaşması tasarlandı. Projenin amaçlarına ulaşabilmesi için uyulacak ilkeler; merkez ve taşradaki uygulama konularına, çalışma gruplarına, değerlendirme ve ödüllendirmeye ilişkin kurallar; ilgili örgütlerin yetki ve sorumlulukları önceden belirlendi.
Projeye katılan gençler iş yaşamına doğrudan katılarak ve yeni bireylerle ilişki kurarak önemli deneyimler kazandı. Gençler proje kapsamında tarım ve hayvancılık, ormancılık, köy içme suları, köy yapıları, onarımı ve badana boya işleri, gölet yapımı, yol, su elektrik işlerinde çalışmalara katıldı. Gençlere çalışmalarının karşılığında işveren kurumlarca asgari ücret ödendi ve sigorta kapsamına alındılar. Ayrıca çalışmaların bitiminde gençler ücretsiz olarak Gençlik Kamplarına katılma hakkı kazandılar. Çalışmalara katılan gençlere, çalışmalarının karşılığı asgari ücret olarak, işveren kurumlarca ödenmiş, sigorta kapsamına alınmışlardır. Projeye iki ayrı dönemde yaklaşık iki bin öğrenci dahil oldu. Bu gençlerin sadece yaklaşık 50’si projeye gönüllü olarak katılmıştı.
Gönüllü olarak çalışmak isteyen gençler; Ankara-Hasanoğlan Öğretmen Lisesinde iki ayrı dönemde çalışmışlardır. Çalışmaların bitiminde Bakanlığın Gençlik Kamplarından yararlandırılmışlardır. Çalışmalara katılan tüm gençlerin yemek ve yol giderleri Bakanlıkça karşılanmıştır.
İşte o yıllarda bu projeye gönüllü olarak katılan yaklaşık 50 gençten biri de ben oldum. O yıllarda 19-20 yaşların heyecanı ve idealist düşünceleri ile projeye ‘’gönüllü’’ katıldım. Ankara’ya gittiğimde bizi otogarda Bakanlığın personeli karşılamıştı. Daha sonra Bakanlığa gittik orada diğer şehirlerden gelen gençlerle birlikte bir otobüsle Ankara Elmadağ ilçesi sınırları içinde bulunan bir zamanların efsane Köy Enstitüsü olan Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kampüsü içinde bulunan Ankara-Hasanoğlan Öğretmen Lisesi’ne ulaştık.
Rahat, Hazır Ol, Dikkat! ‘’Hoş geldiniz arkadaşlar!’’
Gençleri fiziksel olarak üretim sürecine katan ve gençleri tüketen birey olmaktan üreten birey olma düzeyine yükselten bu çalışma kampında iş paydosu ve akşam yemeğine kadar katı bir disiplin olduğu daha ilk günden belli olmuştu.
İlkokulda her sabah sıraya girerek, andımızı okuyarak sınıflarına giren, Cuma günleri İstiklal Marşı töreni ile hafta sonu tatiline çıkan ve lise sona kadar öğretmenlerimiz sınıfa girdiğinde ayağa kalkıp öğretmen ‘’Oturun’’ dediğinde oturan ve Milli Güvenlik derslerinde üniformalı subayları sınıfın kapısında ‘’Dikkat!’ komutu ile karşılayan bir tedrisattan gelen gençler olarak Hasanoğlan Çalışma Kampında ilk gün bizi sıraya sokarak Rahat, Hazır Ol, Dikkat! Diye başlayan karşılamayı hiç de garipsemedik! Hatta hoşumuza bile gitmişti.
İlk gün çalışmadık! Çevreyi tanıdık ve sınıflarda kurallar konusunda bilgilendirildik.
Benim katıldığım dönemin 1978 mi 1979 mu olduğunu inanın hatırlamıyorum. Ancak yaz tatili dönemi olduğunu iyi biliyorum. İlk gün ‘’Hoş geldiniz’’ konuşmasının ardından yatakhaneye geçtik ve eşyalarımı koyacağımız dolaplarımız ile yatacağımız ranzalı yataklarımızı seçtik.
Her yıl Nisan ayı geldiğinde Köy Enstitüleri anılır ülkemde. Benim de yaklaşık elli yıl önceki hatıralarım canlanır. Yaparak, üreterek, çalışarak öğrenmenin ne demek olduğunu, halka hizmet etmenin en büyük ibadet olduğunu yaklaşık yirmi yaşımda o tarihteki adıyla Ankara-Hasanoğlan Öğretmen Lisesinde öğrendim.
Hem de ‘’Hasanoğlan Köy Enstitüsü’’nden mirası olarak kalan işliklerde, sınıflarda, yatakhanelerde ve belki de şimdi birçoğu müzede sergilenen araç ve gereçlerle..
Burada yaşadıklarımı ve öğrendiklerimi başka bir yazıda anlatmak üzere bu ilk bölümü bitiriyorum.
Köy Enstitülerini hayata geçiren 86 yıl önceki Kemalist kadrolara saygı, sevgi, şükran ve minnetle…