Ana Sayfa
Türker Ertürk

Türker Ertürk  |  BERLIN

erturkturker@gmail.com

YAZARIN TÜM YAZILARI

SİYASAL İSLAM’I ALMANLAR KEŞFETTİ

Pulitzer ödüllü, Kanada asıllı Amerikalı gazeteci Ian Johnson’un “Münih’te Bir Cami” adlı kitabını yaklaşık olarak 5 yıl önce okumuş ve sonrasında konuyla ilgili bir köşe yazısı yazmıştım. Ama Münih’teki bu camiyi görmek bir türlü kısmet olmamıştı.

 

Geçtiğimiz ay, Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında bir dizi etkinliğe katılmak için Almanya’daydım. Bu kapsamda davet edildiğim kentlerden birisi de Münih’ti. Bu fırsatı kaçıramazdım. Etrafımdaki dostlara Münih’teki bu camiyi anlattım ve beni götürmelerini istedim. İşin garibi; çok uzun yıllar burada yaşamalarına rağmen kimse durumun farkında değildi. Sadece Leyla Yıldız Hanım “Galiba böyle camiyi hatırlıyorum” dedi. Sağa sola telefon etti, araştırdı ve uzun uğraşlardan sonra camiye gidebildik.

 

Araştırmasını Derinleştirir

  

Gazeteci Ian Johnson, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından saldırganların Avrupa’da yaşadıklarını öğrenince merak edip izlerinin peşine düşer ve Avrupa’ya gelir. Johnson, Londra’da radikal İslami kitaplar satan bir sahafta bulduğu bir haritada Müslümanlıkta dört caminin önemli olduğunu görür. Bunlar; Mekke’deki Büyük Cami, Kudüs’teki Mescit-i Aksa, İstanbul’daki Sultanahmet Cami ve Münih İslam Merkezi’dir.

 

Johnson Münih’e gider ve camiyi bulur. Ama yeterince bilgi alamayınca kuşkulanır ve araştırmaya başlar. Ayrıca; gördüğü caminin ne tarihi, ne kutsallığı, ne büyüklüğü, ne de mimarisi ile Mekke’deki, Kudüs’teki ve İstanbul’da camilere benzer bir tarafı yoktur. “Acaba Münih’teki caminin bu camilerle birlikte mütalaa edilmesinin nedeni nedir?” diye düşünür ve araştırmasını derinleştirmeye başlar.

 

Kırım Tatarları Bu Yüzden Sürüldüler

 

Araştırmaları sırasında, Afganistan’da savaşan Müslümanların ABD tarafından nasıl desteklendikleri bilgisine ulaşır. Daha da derine gittiğinde; Soğuk Savaş (1945-1990) yıllarında Müslümanların nasıl kullanıldıklarını, hatta II. Dünya Savaşı’nda (1939-1945) Müslümanların Almanlar için nasıl savaştırıldıklarını görür.

 

İslam’ı politik bir silah olarak kullanan Adolf Hitler, Müslümanları organize edip Sovyetler Birliği’ne karşı savaştırır ve ölüme gönderir. Kırım Tatarları bu yüzden çok acı çekerler ve topraklarından sürülürler. Hitler’in amacı; Müslüman Türkleri Sovyetler Birliği esaretinden kurtarmak değil, kullanmaktı. Savaşı Hitler kazansaydı, Müslüman Türklerin akıbeti daha kötü olacaktı.

 

Savaştan Sonra ABD’ye Kaçırıldılar

 

II. Dünya Savaşı’ndan sonra Müslümanları Sovyetler Birliği’ne karşı kullanan organizasyonun kilit adamları, CIA tarafından ABD’ye kaçırılarak Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaları engellenir. Müslümanları kullanmak konusunda uzmanlaşmış olan bu Nazi ekibi, savaştan sonra artık ABD adına Sovyetler Birliği’ne karşı kullanılır. Çünkü İslam’ın Komünizme karşı etkili bir silah kullanılabileceği değerlendirilmiştir.

 

24 Ağustos 1973’de açılan Münih İslam Merkezi (İslamisches Zentrum München) ya da diğer adıyla Freimann Cami (Freimann Moschee), Soğuk Savaş döneminde Batı Almanya istihbarat unsurlarının ve CIA’in komünizme karşı Müslüman grupları kullandığı bir merkez gibi çalışmış. Yani bu caminin bir ibadet merkezi olmaktan ziyade; Nazilerin, CIA ve Müslüman Kardeşlerin politika ve saldırganlık merkezi olarak görev yaptığını anlatıyor “Münih’te Bir Cami” adlı kitabında Ian Johnson.

 

Panislamizm’in de Arkasında Almanlar Vardı!

 

Esasında; İslam’ı politik bir silah olarak kullanma ve Müslümanları bu silahın kolayca sarf edilebilir cephanesi yapma fikri Almanlarındır ama Hitler’e ait değildir. Alman İmparatoru II. Wilhelm, tahta çıktıktan (1888) bir yıl sonra İstanbul’a geldi ve II. Abdülhamit’i ziyaret etti. Wilhelm, 1898’de İstanbul’a yine geldi, arkasından Kudüs’e gitti ve “İslam Alemi’nin ve Halife’nin koruyucusuyum” mesajını vermeye çalıştı. Bu maksatla, II. Abdülhamit’le kol kola girmiş fotoğrafları dağıtıldı. Fotoğrafta II. Abdülhamit, Wilhelm’in koluna girmişti. Bu fotoğrafta verilen mesaj çok netti; “Koruyucunuz ve haminiz biziz”.

 

Politik İslam’ın fikir babası; Alman diplomatik çevrelerinde Ebu Cihad takma adıyla anılan, anadan Alman ve babadan Yahudi diplomat, tarihçi ve arkeolog olan Max von Oppenheim idi ve II. Wilhelm’in fikren arkasındaydı. Osmanlı’nın çözülmesini durdurmak için Panislamizm siyaseti izlemeye çalışan II. Abdülhamit’in bu fikirlerinin arkasında da Almanlar vardı, Oppenheim’le baş başa görüşmüştü.

 

Vahşi İslam İsyanı

 

Almanlar için Cihad, kendi ifadeleri ile “Vahşi İslam İsyanı” öncelikle İngilizler olmak üzere, Ruslara ve Fransızlara karşı kullanmak içindi. Osmanlı’nın Berlin’in kararı ve zamanlamasıyla I. Dünya Savaşı’na (1914-1918) girmesinin üzerinden henüz 15 gün geçmişti ki; 14 Kasım 1914’de, Padişah Fermanı ile “Kutsal Cihad” ilan edildi. Buna Alman Cihadı da denir. Teşkilat-ı Mahsusa; Almanların isteği ile kuruldu, Alman parası ile finanse edildi ve Almanların belirlediği hedeflere yönlendirildi.

 

Çözüm Nedir?

 

Ez cümle; Müslümanlar İslam üzerinden çok uzun zamandır manipüle edilerek kullanılıyorlar, acı çekiyorlar, kanlarını akıtıyorlar ama kazanmalarına imkan ve ihtimal yok! Aynı kullanım bugün de devam ediyor! Sadece kullananlar değişiyor! Çözüm ise kafası çalışan ve aklı berrak olanlar için çok net.

 

Bugün, ebediyete intikalinin 79. yılında andığımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün fikirleri tek çözüm. Akılcı ve bilimsel düşünce sistemine geçmek, bilimi yaşamın tek yol göstericisi olarak kabul etmek, bilim egemen kafalı ve eleştirel akla sahip toplumu yetiştirmek, dini inanç ve itikatla sınırlandırıp siyasetin, ticaretin ve dünyevi yaşamın enstrümanı olmaktan kurtarmaktır. Aksi ise emperyalizm tarafından kullanılmak, acı çekmek, sömürülmek, itilip kakılmak, makus tarihi tekerrür ettirmek ve dayak yemektir.

 

Yarın Karadeniz Ereğli’de, Pazar TÜYAP’ta Olacağım

 

Yarın (11 Kasım 2017), 14:00’de Karadeniz Ereğli’sinde olacağım “Cumhuriyeti Anlamak” konulu konferansta konuşmacı olacağım. Pazar günü (12 Kasım 2017) ise İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı’nda olacağım ve “Affetmem, Affedeni Hiç Affetmem – Pensilvanya’dan 15 Temmuz’dan Darbesine” adlı kitabımı imzalayacağım.

 

Değerli sınıf arkadaşım E. Amiral Şems Aktuğ’un denizcilik kültürünü hikâye tadında vererek yazdığı “Mavinin Stajyeri” adlı kitabını okumanızı tavsiye ediyorum.