Ana Sayfa
Murat Kubat

Murat Kubat  |  BERLIN

muratkubat4@gmail.com

YAZARIN TÜM YAZILARI

Yaprak

İnsan, yaprak misali.

Ağaçtan düşen yapraklar gibi, ömrümüzün takviminden bir bir kopuyor yapraklar.

Durdurmak ne mümkün bu düşüşü!

Sonbahar, ömrün ikindisi. Akşam olmak üzere. Hava karanlıyor artık, güneş topluyor ışıklarını. Yaşam yitiriyor tüm canlılığını.

Bir zamanlar ilkbahardı, hayat capcanlı, yaşam cıvıl cıvıl, herşey rengarenkti.

Yaz en verimli zamandı.

Hepsi geride kaldı artık.

Ve şimdi mevsim Sonbahar.

Sonbahar bir sonumuz olduğunu fısıldıyor kulaklarımıza, yaprakların hali misali.

Sonlu olan, kendisinin farkında ise, hatırlıyor bir sonu olduğunu.

Yapraklar; ağaçları süsleyen yapraklar.

Terkediyorlar beslendiği, hayat bulduğu yerleri.

Yeşil, hayat ve canlılığın sembolü. Yemyeşil rengini yitiriyor artık yapraklar.

Hastalanmışçasına sararan bünyesi solgunlaşmasına mani olamıyor.

Yavaş yavaş yitiriyor yaşam enerjisini.

Ölüm kapıda, mukadder olan.

Ve birer birer kopuyorlar, hayata tutundukları ve hayat buldukları yerlerden.

Bir zamanlar en tepedeydiler, ulaşılması kolay olmayan yükseklikte.

Güçlüydüler; sert rüzgarlar karşısında dahi tutunabilecek kadar güçlü.

Çalımlıydılar; capcanlı ve çekici.

Ama şimdi ne o eski gücüne sahip, ne de albenili bir renge.

Artık rüzgarlar karşısında çaresiz; ufak bir esinti karşısında savruluyor, oradan oraya.

Kim derdi zaman gelecek, ayaklar altında ezilecek diye.

Kim söylerdi, yerlerinden edilecekler diye.

Lisanı hal ile kendileri anlatıyor, durumlarını.

Düşmez, kalkmaz bir Allah.

Gerisi hep düşmeye mahkum; fâni, geçici, kısa süreliğine müsadeli.

Herşeyin bir kaderi var; o kader sınırları içerisinde akıp gidiyor ömürler.

Herşeye bir ömür biçilmiş, hayatı ve ömrü var eden, varlığa hayat veren tarafından.

Müsade edilmiş, belli bir vakte değin.

Her ağaç bir dünya, her yaprak bir insan.

İnsanlar da terkediyor dünya ağacını, teker teker, sessiz sessiz.

Bir göç var, geçici diyardan, kalıcı diyara.

Bir akış var, bu dünyadan, diğer dünyaya.

Yaprağın ölümü, ölümlülüğünü hatırlatıyor insana.

Yaprakların düşüşü misali, insan da düşüyor toprağa.

Ondan var edildi, ona karışıyor.

O’ndan geldi, O’na dönüyor.

Bir döngü ki, miadını tamamlıyor.

İbret almak da var bütün bunlardan; rengi solan, havada uçuşan yaprakları görmezden gelen, yerlerde dolaşan yaprakları çiğneyerek geçen, ama akletmeyen de var.

Kendisi kendisine unutturulmuş olan anlayamaz yaprakların topluca ne söylediğini.

Farkında olma yetisini yitirmiş olan farkına varamaz, sonbahar ile ne söylendiğini.

Herşey birşeyin habercisi. Sonbahar ise kışın.

Kış, yani ölüm, kendisini iyice hissettiriyor bu mevsimde. Yaklaşıyor yaklaşmakta olan, yaklaşıyor alında yazılı bulunan.

Kış bir son değil. Korku yok, endişeye gerek yok. Her bitiş, yeni bir başlangıcın habercisi.

Bir kışın ardından geliyor ilkbahar; aynen bir ölümün ardından gelen yeniden diriliş gibi.

Yeni bir hayata, kalıcı olan bir hayata yeniden doğmak.

Bir döngüdür yıllarımız, akıp giden, bize ömrümüzün aşamalarını hatırlatan.

Mevsimler de insana fani olduğunu hatırlatıyor, gece ve gündüzün ölümü ve hayatı hatırlattığı gibi.

Geçiyor geçmekte olan, gidiyor ömrünü tamamlayan.

Geride kalan, sadece ama sadece iyilik adına her ne var ise yapılan.