Ana Sayfa
Murat Kubat

Murat Kubat  |  BERLIN

muratkubat4@gmail.com

YAZARIN TÜM YAZILARI

Trt ve Kur’an Okuma Yarışması

Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Kur’an’ın inmeye başladığı aydır. Kur’an bir ramazan ayında Peygamber Efendimiz a.s.’a inmeye başlamıştır; ‘Oku!’ emri ilahisi ile...

‘Oku!’ Kendini, kainatı, yaratılışı, olayları, niçin var kılındığını, nereden geldiğini, nereye gittiğini, hayatın anlamını...

Hayat ancak ve ancak böyle bir okumanın akabinde anlam kazanacaktır.

Müslüman kimse hayatını anlamlandıran kimse demektir. Müslüman hayatı anlamsızmışçasına yaşayamaz.

Kur’an’ın birçok ayetinde düşünmeye ve akletmeye yönelik uyarılar vardır.

Biz bu dünyada geçiciyiz. Zira ölümlüyüz. Bunu biliyoruz. Kalıcı olan hayatı önemsiyoruz.

Her namazımızda ‘Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver’ diye dua ediyoruz.

Bu dünyada salihlerden, iyi kimselerden olmak için gayret ediyor, ahirette ise kurtulmuşlardan olmayı ümit ediyoruz.

Müslümanlar olarak Kur’an’a uyuyor, Peygamber Efendimiz a.s.’a benzemek için çabalıyoruz.

Kur’an yaşamanın konusudur. Yaşamak için anlamak, anlamak için okumak gerekir.

Kur’an’ın eşsiz bir belagati vardır.

Müslümanlar olarak, Kur’an okunduğunda onu anlamasak dahi, bizi çevreleyen, kuşatan, bizi kendisine çeken, fıtratımıza tesir eden yönünü hissederiz.

Kur’an’a iman etmiş hiçbir kimse onun okunmasından rahatsız olmaz, olamaz. Sesi güzel olan kimse Kur’an’ı okumak suretiyle ancak sözünü güzelleştirir; sesiyle Kur’an’ı değil.

Buradan Trt’deki Kur’an okuma yarışmasına gelmek istiyorum.

Trt’deki yarışmayı eleştirenler olduğu gibi savunanlar da var.

Eleştirenler, niyeti kötü değilse, daha iyi formatlar olması için eleştiriyor; savunanlar ise ‘nereden nereye’ düşüncesinden hareketle, geçmişteki yayınlar ile kıyas yaparak savunuyor ve destekliyor.

Hakikaten; Kur’an’ın öğrenilmesi ve öğretilmesinin yasak olduğu dönemlerden, devlet televizyonunda Kur’an okuma yarışması düzenlenmesine, nereden nereye...

Bunlar elbette görülmeli. Yalnız, şu eleştirilere de kulak verilmeli diye düşünüyorum:

Birincisi; taklit oluşu. İçerik tamamen farklı olsa da, formun Acun Ilıcalı’nın ortaya koyduğu yarışma formatlarını birebir çağrıştırması şık olmamış. Söz konusu Kur’an olduğunda bu şık olmayış daha da katmerleniyor. Bir türlü kendimize özgü, sade, bize has, mütevazı bir dil oluşturamıyoruz. Oysa bize dair bir form oluşturmak çok da zor olmamalı diye düşünüyorum.

Taklit kolay olandır; form oluşturmak ise zor. Kolaya kaçılmamalıydı.

İkincisi; şov ve reyting kaygısı. Televizyon tütekim kültürünün en başat aygıtlarından birisi. İçerisine aldığını şova dönüştürmede, reytinge kurban etmede mahir. Söz konusu Kur’an olduğunda, Kur’an okunduğunda televizyonun ayartıcı, şov ve reytinge kurban edici dilinden mümkün mertebe uzak olunmalıydı. Trt’deki programda sahne, performans, ışıklar, alkışlar, ıslıklar, tezahürat ve heyecan verici müzikler vs. hepsi bu çağrışımı yapıyor ve şık durmuyor.

Ayrıca izleyicilerin hangi kriterlere göre puan verdiğini de anlamış değilim.

Bir de; bu tür programlarda Kur’an’ı anlamanın ve yaşama aktarmanın vurgusu sık sık yapılmalı. Kur’an yalnızca güzel okumanın konusu kılınmamalı. Sesten anlam boyutuyla akıl ve kalbe, oradan da hayata çağlayan, bireysel ve toplumsal hayatımızı iyi ve güzel yönde şekillendirecek bir dil inşa edilmeli.

İlk bölümlerde verilmeyen meali, yapılan uyarı ve tavsiyelerle sonraki bölümlerde telafi edilmeye çalışılsa da, jürinin yaptığı yorumlar sırf şekil üzerinde değil de, anlamın akleden kalbimize dönük kısa kısa hatırlatmalar ve açıklamalar yapılsa çok daha güzel olacaktır.

Bireysel, ailevi ve toplumsal olarak büyük sıkıntılarımız var. Toplumsal yaralarımıza, bireysel açmazlarımıza çare olacak, bizleri güzelleştirecek ve iyi kimselerden edecek bir inşai sürece ihtiyacımız her geçen gün artıyor.

Okumak anlamak için, anlamak yaşamak maksadıyla olmalıdır.

Unutmalayım;

Anlamaya dönük olmayan okuma eksik, yaşamaya yönelik olmayan anlama beyhudedir.