Ana Sayfa
Murat Kubat

Murat Kubat  |  BERLIN

muratkubat4@gmail.com

YAZARIN TÜM YAZILARI

İnsan ölümlüdür

Ne de çok unutuyoruz ölümlü olduğumuzu. Ne de az akla getiriyoruz bu dünyada bir sonumuzun olduğunu.

Her doğan birgün ölür. Her doğan ölümlüdür. Ayette buyrulduğu gibi; ‘Her nefis ölümü tadacaktır.’

Ölüm hayatın en değişmez, en sahici gerçeği iken; ne de en çok ihmal edilebilir, unutulabilir, görmemezlikten gelinebilir hadisesi olarak görüyoruz onu.

Ta ki ölüm yanımıza, yakınımıza sokulana dek...

Ölüm ayaklarımızı yere bastırıyor.

Ölüm bizi kendimize getiriyor.

Ölüm bize geçici olduğumuzu hatırlatıyor.

Ölüm bize muhasebe yapma imkanı sağlıyor.

Ölüm bize emanet edilen her ne varsa hepsinin nihai sahibi olmadığımızı, geçici bir geçimlikle meşgul olduğumuzu söylüyor. 

Hani çocuklara büyüyünce ne olacağını sorarlar ya. Onlar da doktor olmak ister, mühendis olmak ister, polis olmak ister, pilot olmak isterler ya.

Büyükler de aynen öyle, çocukca, dünyanın farklı farklı oyalamaları ve olmuşlukları içerisinde/peşinde vakitlerini geçirir dururlar. Ta ki ölüm kendisini hatırlatana dek.

Makam, mevki sahibi olmayı, iyi bir meslek edinmeyi, birçok şeye sahip olmayı isteyebiliriz. Ölüm ve ötesini unutmuşsak, ölüm ötesi hayatla uyumlu bir bir yaşama sahip değilsek, inşa ettiğimiz ve bir ömür boyu peşinden koştuğumuz tüm dünyevi edinimler yıkılıp gidecektir.

İnsan unutkan/unutabilen bir varlıktır. Unutmak kimi zaman nimet, kimi zaman külfettir.

Nimettir; çünkü bir yakınını kaybeden kimse unutmasa nasıl katlanabilir o acıya.

Külfettir; zira ölümü unutup azgınlaşan kimse, ihaneti unutup aldatılan kişi unutursa bunları aldanır.

İnsan ölümlüdür; fakat çoğu defa ölümsüz gibi yaşar.

Ölümlü olduğunu unutur, aklına getirmek istemez.

Ne diyordu, insanların en güzeli, güzel ahlakın temsilcisi, kendimizi kendisine benzetmeye çalıştığımız, insanlığın yüz akı, peygamber Efendimiz a.s.; ‘Ağızların tadını bozan ölümü çok hatırlayın.’

İnsan unutabilir; fakat hatırlamalıdır. Hatırlamalıdır ki, kendine gelsin, kendine çeki düzen versin, kendinde olsun.

Bu konunun ve bu yazının yazılmasına, geçtiğimiz haftalarda hayatını yitiren sanatçı Harun Kolçak’ın cenazesinde kimi insanların tuhaf tavrı sebep oldu.

Cenaze namazı öncesi, sanatçının tabutunu ortalarına, arkalarına alıp poz veren, tabuta ellerini dokunarak fotoğraf çektiren, selfi çeken bu garip tavırlı insanlar nasıl bir ruh hali ile hareket ediyorlar ki, ne ölüye, ne de ölüme bu derece saygısızlık içerisinde davranıyorlar?

Ölüm insanı sarsması, kendisine getirmesi gerekirken, insan bu derece duyarsız kalıyorsa ölüm karşısında, o kimsenin kaybedeceği birşey kalmamış demektir.

Ölüm karşısında ciddiyetini yitiren herşeyini yitirmiştir. Ölüm karşısında lakayıt kalan neyi ciddiye alabilir ki?! Böyleleri hayatı da ciddiye almazlar.

O halde ne yapmalı?

Ölümlü olduğumuzu bir defa daha, sıkça hatırlamalıyız.

Dünyada ölmeyecekmiş gibi yaşam sürmenin kafayı kuma sokmaktan farksız olduğunu bilmeliyiz.

Ölüm gelmeden önce kendimizi hesaba çekmeli, kendimizi düzeltmeliyiz.

Ölüme ve ölüye dair saygımızı yitirmemeliyiz.

 

Not: 7 yaşındaki minik kızını elim trafik kazasında kaybeden Yeni Şafak Gazetesi İnternet Yazı İşleri Müdürü Ersin Çelik’e ve eşine sabr-ı cemil niyaz ediyorum. Rabbim göğsünüze genişlik versin;  sizleri cennette birbirinize kavuştursun.